Aziz Nesin'e geri dön

 

Demirel’den Şellefyan’a Mektup[1]

 

Aziz Nesin

1975 (?)

 

 

Yahya Demirel

İthalat, İhracat, Mümessillik

Çankaya Ankara

 

-- Eylül 1975

 

M. Arden Şellefyan

Inter-Tradimpex & Comamar Com. Ltd.

Vaduz 4

Liechtenstein

 

Aziz Dostum Şellefyan,

Elden gönderdiğiniz ...--9--1975 tarihli mektubunuzu dün aldım. Çok teşekkür ederim. Cevabımı hemen yazıyorum. Çünkü kaybedecek vaktimiz yoktur. Burdaki solcular yine her zamanki gibi ortalığı karıştırmaktadırlar. Sanki çok büyük bişeymiş gibi, şimdi de Merkez Bankası’ndan vergi iadesi olarak geri aldığımız 20 milyon lirayı dillerine doladılar. Altyanı hepsi hepsi 20 milyon lira bu, lâfını bile etmeye değmez ama, gel de anlat hayatlarında para yüzü görmemiş olan bu solculara; bunlar 20 milyon değil, 20 bin lirayı bile bir arada görmemişlerdir. İyi ki, duydukları yalnız bu...

Kanunsuz bir iş ve bir işlem yapmadık. Allah’a şükür yüzümüz ak ve alnımız açıktır. Her ne yaptıksa kanunlara uygun yaptık. Sülüman amcam diyor ki “biz önce kanun yaparız, sonra da her işimizi o kanuna uygun olarak yaparız.” Sülüman amcam nasıl yapıyorsa, Sultan Süleyman da öyle yaptığı için, Sultan Süleyman’a Kanun!i derlermiş. Sülüman amcam da gayet kanun!idir, ama şimdi ne yazık ki Cumhuriyet zamanı olduğundan sultan değildir. Ama Sülüman amcam gene de İkinci Kanun!i Süleyman sayılır.

Evet, kanunlardan kıl payı ayrılmadığımızdan hiçbir açığımızı, falsomuzu bulamayacaklardır. Boşuna uğraşıyorlar. Kanunlara uyduğumuzdan başka, herşeyi ve ilerisini düşünerek, bu 20 milyon lirayı Merkez Bankası’ndan Sülüman amcamın başbakanlığı zamanında almadık ki, Sülüman amcam soyunu sopunu, kardeşini, yiğenini koruyor demesinler. Bekledik, zamanını kolladık ve vergi iadesini Ecevit’in başbakanlığı zamanında aldık. Böylece bir taşla üç kuş birden vurmuş olduk: hem hiçbir kanunsuzluk yapmadık, hem Merkez Bankası’ndan 20 milyon lirayı aldık, hem de Sülüman amcama toz kondurmadık.

Sanki ortada bir yolsuzluk varmış gibi gazeteciler her saat telefon ediyor, eşik aşındırıyorlar. Ben de kendimi yok dedirtiyorum ama geçende yapışkan bir gazetecinin elinden kurtulamadım. Neymiş? Sözde biz hazineyi soymuşuz! Yahu, ortada kanun var! Kanun ne diyor? Sülüman amcam da böyle diyor. İhracatı teşvik için, ihracatçıdan alınan verginin yüzdeyetmişbeşi geri verilecek ki, o da gayrete gelip gelecek yıl daha çok vergi iadesi alsın Merkez Bankası’ndan da, böyle böyle memleket kalkınsın! Kanunsuzluk bunun neresinde? Bu sefer de, bizim mobilyaları ihraç ettiğimiz aracı üç firma yok diye tutturdular. Gösterdiğimiz adreste firmaları bulamıyorlarmış. Firmalar varmış yada yokmuş, bundan ne çıkar, elimizde sapasağlam belgeler var ya, siz ona bakın. İşte belgeler... Pulları yerli yerinde, harcı yatırılmış, mühürleri basılmış, imzaları atılmış... Nah işte belgeler diye gözlerine gözlerine sokuyoruz.

Lakin Şellefyan kardeşim, siz de firmaların adlarını o kadar güzel uydurmuşsunuz ki, sahici firma bile olsa adı bu kadar ciddi olamazdı vallahi... Biri Inter-Tradimpex, biri Etablissement Mopar, biri de Commar Com. Ltd. Sülüman amcam zati her zaman babanız Mıgırdıç’ın çok büyük bir iş adamı olduğunu söyler durur.

Solcu gazeteler, firmalar hayal!i diye tutturdular. İster hayal!i, ister hakiki, ben mal ihraç etmişim ya, sen ona bak. Mal ihraç ettiğimi gösteren elimde Ticaret Bakanlığı’nın kapı gibi belgeleri var.

Firmaların yerlerini aramışlar, adres olarak gösterilen Lihtenştayn prensliğinin ne merkezi Vaduz’da, ne başka yerde bulamamışlar. Yahu, ne meraklı insanlar var şu dünyada! Lihtenştayn prensliği 22 bin nüfusluymuş da, orda adam başına 22 naylon firma düşermiş de, Lihtenştayn’da bu adda firmalar yokmuş da, daha da neler neler... Bu sefer de, Libya’ya, Kıbrıs’a ve İtalya’ya, neden Lihtenştayn’daki firmalar aracılığıyla mobilya ihraç ettiğimizi soruyorlar. Bu bir ticaret sırrı diyoruz, anlamıyorlar. Biz yine bu mobilya işinde dört--beş aracıyla iş gördük; ticarette gerektiğinde yirmi--otuz aracıyla iş yapıldığını bunlara nasıl anlatalım, bilmem. Ne kadar çok aracı araya girerse, malın kârı da o kadar arttığı gibi, o kadar da çok firma kâr sağlar. Zaten ticaret denilen şey de budur. Başkaları herhangi bişey yapacak, tüccar da o şeyi durduğu yerde bundan ona, ondan öbürüne, öbüründen berikine, berikinden ötekine satarak para kazanacak. Hatta bu gazetecilere dedik ki, bizim Lihtenştayn’daki üç firma aracılığıyla Libya’ya, Kıbrıs’a ve İtalya’ya sattığımız mobilyaları, oralardaki tüccarlar da Amerika’ya satmışlardır; Amerika da Meksika’ya, Meksika Brezilya’ya, Brezilya Hindistan’a, Hindistan da Japonya’ya satmıştır. Hatta biz aynı malları Japonya’dan memleketimize ithal edebiliriz bile. Böyle olaylar çok olmuştur ve olmaktadır. =Uç--beş yıl önce ithal edip sonra ihraç ettiğimiz bir malı, tekrar ithal edebiliriz. Hatta bir ticaret firmamız Brezilya’dan ithal ettiği kahveleri İngiltere’ye satmış, fakat içine yüzdeelliden fazla kum ve toprak karıştırdığı için kahveler geri gönderilmiştir. Bu açıklamalarım karşısında gazeteciler, bu kadar zahmete neden gerek olduğunu soruyorlar. Kardeşim Şellefyan, bunlar ticareti kolay ve zahmetsiz para kazanılan bir iş zannediyorlar. Elbet o kadar zahmete katlanacağız ki, bu kadar çok para kazanalım.

Bir gazeteci de, mobilyaların o kadar çok memleketten memlekete gönderilirken yollarda, taşıtlarda kırılıp döküleceğini söyleyince, kendimi tutamayıp kahkahaları bastım. Yahu bunlar adamı çıldıltırlar be! Ortada gerçekten mobilya filan olmadığını, satış işlemlerinin kâğıt üzerinde yapıldığını, faturaların ve profaturaların memleketten memlekete, firmadan firmaya gönderildiğini anlatmaya çalıştım. Onlar, bizim gerçekten mobilyaları tirenlere, gemilere, kamyonlara yükleyip gönderdiğimizi sanıyorlarmış. Ne kadar güldüm anlatamam. “Baylar,” dedim, “siz herkesin ticaretten anladığını zannettiğiniz için yanılıyorsunuz. Nasıl mesela elektronik beyinden, sibernetikten herkes anlamazsa, ticaretten de herkes anlamaz. Esas olan mobilyanın yada fasulyanın ihraç edildiğine dair belgelerin elde bulunmasıdır. Siz kasaba tüccarıyla bir ithalatçı ve ihracatçı firmayı birbirine karıştırıyorsunuz. Biz ithal ve ihraç ettiğimiz malların yüzlerini bile görmeyiz. =Ustelik, sonradan ithal edeceğimiz malları, başka memleketlere yollamak akla mantığa sığar mı?”

Benim bu açıklamam karşısında, “Demek ihraç edilen mobilyalar hayal!i mobilya!” diye şaştılar. Canım faturası olan mobilya hayal!i olur mu hiç! Kızdım. “Evet, hayal!i...” dedim. Çünkü ne desem boş, anlamaları imkansız. Bu sefer de Lihtenştayn’daki aracı firmaların adreslerinde bulunmadığını, hiçbir kayıtları da olmadığını, o firmaların da hayal!i olduğunu söylediler. İnsan taş olsa çatlar kardeşim Şellefyan. Yahu hayal!i mobilyaları satan şirket de elbet hayal!i olur. Tepem attı: “Peki o hayal!i, bu hayal!i, elimizdeki bu belgeler ne!” diye bağırdım.

Kardeşim Şellefyan, doğrusu, bütün bu işlerde bizim de bazı falsolarımız var. O da eski DP milletvekillerinden olup sayın Celal Bayar büyüğümüzün dostu bulunan ve Sülüman amcamın da yakın arkadaşı olan ve daha pekçok meşhur Türk büyüklerinin ve ilerigelenlerimizin ruhberaber arkadaşı babanız Mıgırdaç Şellefyan’ın piyasayı kasıp kavurarak, vergilerini de hiç ödemeyerek, sağdan soldan krediler alarak, düşmanlarının dedikodularına göre büyük vurgunlar vurarak Türkiye’den kaçmış olmasıdır. Ne vardı kaçacak? Burdan daha iyi ticaret yapılacak memleket mi var? Hem de herbişeyi kanun dairesinde ve gayetle demokratik kanunlar çıkartılarak yapmak mümkünken, hiç böyle bir memleketten kaçılır mı? İş yaptığımız bir Amerikan firmasının sahibi olan bir dostumuz, Türkiye kadar ticarete uygun başka hiçbir memleket görmediğini söyledi. Aslında, Müsü Mıgırdaç’ın kaçmasının önemi yoksa da gazetelerin diline düşmemiz kötü. Herneyse, olan olmuştur. Şimdi siz dışardan, biz içerden, ticaretimizi yürütmemize bakalım.

Bu mektubumu, bu boş şeylerle kafanızı şişirmek için yazmadım. Asıl maksadım başka. Elimizde, ihraç etmek için bol miktarda atom bombası, hidrojen bombası ve füze, ayrıca sekiz adet reaktör, bin traktör, iki kondüktör, uzay araçlarının kenetlenme kilidi, ay’a yumuşak iniş tekerlekleri, astronot kemerleri, ses duvarı sıvası, lehim havyası, vapur dumanı, füze rampası, elektrik pompası, tuvalet zımparası, sokak zamparası, motopomp boyası, tırnak cilası, bekâret kemeri, nüfus kontrol hapları, büzmelik şapları, kazma sapları gibi daha pekçok araç ve eşyanın satılmak üzere listesi ve profaturaları bulunmaktadır. Kendileri burda olmayan bu malların gayet sağlam olan ithal belgeleri, hiçbir muammelesi eksiksiz olarak elimizdedir. Bunların çoğu Amerika’dan İsrail’e, İsrail’den İspanya’ya, İspanya’dan Uganda’ya ve ordan daha pekçok memleketlere satılarak sonunda -- tabii kâğıt üstünde -- Sudan’dan da bize satılmıştır. Hatta dostumuz Amerika’da CIA, FBI ve Central Bank’ın ortak kurdukları bir şirket bize külliyetli miktarda hakikisinden hiç farkedilmeyecek kadar mükemmel taklit edilmiş sahte dolar satmayı teklif etmişse de, kanunlarımız müsait olmadığı için, bu teklif şimdilik kaydıyla nazikâne bir şekilde reddedilmiştir.

Yukarda saydığım kalem malları firmalarımız aracılığıyla satışa çıkarmak istiyoruz. İyi müşteriler bulursanız lütfen bildiriniz.

Yalnız sizden önemli bir ricamız var. Burdaki solcuların yeniden ortalığı gürültüye boğmamaları için, sahibi olduğunuz firmaların mevcut olmayan yerlerini ve uydurma adreslerini değiştirerek, başka yerlerde ve yine uydurma adreslerde yeni firmalar kuramaz mısınız? Lihtenştayn prensliği gibi kimsenin pek bilmediği yerde kurduğunuz adresi yok firmalar iyiydi ama artık onlar afişe oldu. Aynı firmalarla iş yapmamız dedikodulara yolaçar. Yalnız bu sefer uydurma firmaları öyle uydurma yerlerde kurunuz ki, harita ve atlaslarda da yeri olmasın da kimse aramaya kalkmasın.

Acele cevabınızı bekliyorum. Sülüman amcamın da babanız Mıgırdıç Şellefyan’a çok selamları var.

Dostunuz

Yahya Demirel

 

P.S. Bize malları ithal eden firma şimdi aldığım mektubunda bildirdiğine göre, adlarını mektubumda saydığım mallardan, fiyat artışı olur ümidiyle uzun zamandır depolarda bekletilmekte olan bekâret kemeriyle nüfus kontrol haplarının bozulma ihtimali bulunduğundan, işbu malların bir an önce satılmasına aracılığınızı rica ederim. Çok az kârla bu malları elden çıkarmaya, yani size fatura etmeye razıyız. Yine aynı mektupta atom bombalarından birinin de, yine depoda uzun zaman bekletilmekten sinirleri bozularak patladığı bildirilmektedir. Buyüzden atom bombalarının çok ucuza verileceğini bildiririm.

Not: Burdaki dört ortaklı bir şirketin ortaklarından birinin elinde külliyetli mıktarda paslı anahtar bulunduğunu, aslında bunların anahtar olmayıp maymuncuk olduğunu öğrendik. Burda bu maymuncuklarla cennetin kapısının açılabileceği reklamı yapılmaktadır. Aynı reklamı oralarda yaptırarak satışını sağlayabilirseniz, paslı maymuncukları satın alıp size yollayabiliriz.


 


[1] Bu yazı, Aziz Nesin’in arkada bıraktığı yüzlerce dosyadan biri olan “Size Bir Mektup Var” başlıklı dosyada bulunmuştur. Yazı başlıksızdır. “Size Bir Mektup Var” dosyasındaki yazılar kurgusal mektuplardan oluşuyorlar. Aziz Nesin’in, bu mektupları, bir kitap olacak kadar çoğaldıktan sonra, bir kitapta toplamayı amaçladığı anlaşılıyor. Mektupların ikisi dışında herbirinin daha önce çeşitli gazete ve dergilerde yayımlanmış olduğu kesindir. Biri elinizdeki bu mektup olmak üzere iki mektubun daha önce yayımlanıp yayımlanmadığını bilmiyorum. Ali Nesin

"; //$alici .= "Matematik Dunyasi ";/ //$alici = "md@math.bilgi.edu.tr"; /* From, cc, bcc kIsImlarI... */ $header .= "From: $realname <$email>\n"; $header .= "X-Priority: 1\n"; // Mailin oncelik derecesi $mesajx = $mesaj."\n\nTelefon : $tel"; /* a */ mail($alici, $subject, $mesajx, $header); $a = "tamam"; } if($a == "tamam"){ echo "

Mesajınız ilgilere ulaştırılmıştır. Teşekkürler.

"; } ?>