Aziz Nesin'e dön

 

Yaşamın Aziz Nesin’e Tanıdığı Üç Şans

Ali Nesin

Aziz Nesin iyi eğitim almış biri değildi. Nasıl iyi eğitim alabilirdi ki? 1915 ve Türkiye doğumlu birinin iyi eğitim alması mümkün müdür? Üstelik gelir ve eğitim seviyesi çok düşük bir ailedendi.

Biz küçükken,

- Siz benden o kadar üstünsünüz ki, derdi bize. Ben sizin şimdi okuduğunuz kitapları 40-50 yaşlarımda okuyabildim, bugün sizin bu yaşta içli dışlı olduğunuz kavramları ben çoook geç öğrendim.

Doğruydu söylediği.

Aziz Nesin’in ilk 30 yılının önemli bulduğum bazı olaylarını kronolojik olarak yazdım. Bunları aşağıda bulacaksınız. O kronolojiye bakarak Aziz Nesin’in nasıl bir eğitim almış olabileceğini, yazarlığa nasıl başladığını aşağı yukarı anlayabilirsiniz.

Yaşam iki şans tanımıştır Aziz Nesin’e: 1) Birbirlerini ve oğullarını çok seven, ona çok güvenen bir ana baba ve 2) O çağda az bulunur bir bilgiye sahip ve „bilge“ sıfatını hakeden yardımsever Galip Amcası. Bu iki şans Aziz Nesin’i Aziz Nesin yapmaya yeter mi? Yetmez elbet. Fazlası gerekir. Aziz Nesin nasıl Aziz Nesin oldu diye hep şaşırmışımdır.

Bir örnek vereyim. 1951-1952 yıllarında cezaevindedir. Dostoyevskileri okur toplu halde. Daha önce okuduğunu hiç sanmıyorum. Cezaevinde uzun uzun Dostoyevski hakkında notlar tutar, onu eleştirir. Daha sonra Dostoyevski hakkındaki düşüncelerini değiştirecektir (elbet!) ama 35 yaşındayken Dostoyevski’yi (kıyasıya diyeceğim) eleştirir. Birkaç yıl önce okudum bu eskitürkçe notları. Müthiş bir zekâ ürünüydüler. Nabokov’un Dostoyevski eleştirilerini andırıyorlardı. Aziz Nesin o yaşta ve o bilgisiyle böylesine zekâ dolu eleştiriler nasıl yazabildi, Dostoyevski gibi bir yazarı eleştirme gücünü nasıl kendinde bulabildi, bu özgün bakış açısına nasıl ulaştı diye çok düşündüm.

Galiba kendimce bir açıklama buldum.

Çok zekiydi. Bunda sevgi dolu bir anababanın rolü küçümsenmemeli. Galip Amcasından da düşünmeyi öğrenmişti. Yani yaşamın kendisine tanıdığı ve yukarda sözünü etiğim iki şansı iyi kullanmıştı. Düşünmeyi bilen ama eğitimi eksik her zeki insan bir soru karşısında ne yaparsa onu yaptı: Soru üstünde düşünmek, soruyu anlamak, sorudaki sözcüklerin anlamını anlamak, sorunun kendisini ve neden sorulduğunu sorgulamak ve dayanacak bir bilgi birikimi olmadığından soruyu ta en kökünden yani ta en başından ele alıp sadece ve sadece kendi zekâsına dayanarak çözmeye çalışmak ve en önemlisi de içten olmak, kendini kandırmamak, kendine yalan söylememek. Bu, üç aşağı beş yukarı matematikçilerin düşünme yöntemidir. Her iyi matematikçi matematiksel bir soru üstüne düşünürken bu yolu seçer. Sadece ortalama ve kötü matematikçiler bilgi birikimlerine güvenirler, eski bildiklerini anımsamaya çalışırlar.

Aziz Nesin’in üçüncü şansı eğitiminin kötü olmasıdır!

Şimdi Aziz Nesin’in bir sorun’un nasıl kökenine indiğine dair kendi yaşadığım bir örneği vereceğim. Problemi çözüm şekline hayran kalmamak mümkün değil.

Çocukken dişmacununun tıpasını hep açık unuturdum. Babam kaç kez ikaz etti, ama hep unuturdum.

Bir gün babam, elinde diş fırçası banyodan dışarı çıktı.

- Ali, dedi, gel buraya.

Gittim. Diş macununu gösterdi.

- Ne bu?

Tıpası açıktı.

- Unutmuşum...

- Sen dişlerini nasıl fırçalıyorsun?

- Basbayağı!

- Nasıl yani, ne yapıyorsun?

- Aynen senin gibi, bir sağa bir sola...

- Hayır, banyoya giriyorsun önce...

- Evet?

- Sonra ne yapıyorsun?

- Ne yapacağım, dişmacununu sürüyorum diş fırçamın üstüne...

- Hayır, hayır, daha önce ne yapıyorsun?

- Ne bileyim ben ne yapıyorum!..

Gülmeye başladım. O da gülüyordu.

- Kapıdan içeri girdin, ne yapıyorsun? Bana her şeyi anlat teker teker...

Onun bildiği benim henüz bilmediğim bir oyun oynuyorduk. Sonunu merak etmiştim

- Aynanın önüne kadar yürüyorum...

- Sonra?

- Diş macununu sürüyorum...

- Hayır, daha önce ne yapıyorsun?

- Dişmacunu tüpünü elime alıyorum.

- Evet, sonra?

- Dişmacununu diş fırçama sürüyorum.

- Hayır, daha önce, daha önce ne yapıyorsun?

- Haa, tıpayı açıyorum.

- Evet! Sonra?

- Dişmacununu diş fırçama sürüyorum.

- Hayır, daha önce?

- Bilmem?

- Tıpayı ne yapıyorsun?

- Haa, tıpayı mı, kenara koyuyorum.

- Hah! İşte bundan böyle tıpayı kenara koymayacaksın. Elinde kalacak. Dişmacununu diş fırçasına sürdükten sonra tıpasını kapatacaksın...

Harika bir yöntemdi. O günden beri dişmacununun tıpasını açık unutmadım. Ve sanırım ilk o gün babamın pratik zekâsına ve problem çözme yeteneğine hayran oldum.

 

Profesyonel Yazarlığa Başlamadan Önceki Yaşamı

20-12-1915. Heybeliada’da doğuyor.

1921. Babasının karşı koymasına karşın annesinin isteğiyle mahalle mektebine yazılıyor. Okul evden uzak. Kısa zamanda mahalle mektebini bırakıp Galip Amca’sından dersler alıyor.

1923?. Bir komşu kadın bir tuluat tiyatrosuna götürüyor. Eve geldiğinde o oyuna öykünerek bir oyun yazıyor.

1924? Hafız oluyor. Kasımpaşa pazar yerinin dibinde bir caminin imamına haftada elli kuruşa ders veriyor.

1925. İstanbul’da Süleymaniye’de Kanuni Sultan Suleyman İptidai Mektebi’nin üçüncü sınıfına giriyor. (Sonradan okulun adı İstanbul 7. İlkokulu olacak). Yandaki camiden birkaç kez ezan okuyor.

1926. Darüşşafaka Lisesi’nin İlkokul 4. sınıfına giriyor.

1927?. İlk roman denemesinde bulunuyor. “Yazdığım bölümleri her akşam babama okurdum. Romanın kumar gibi zararlı, hiç değilse yararsız ve zaman öldürücü bişey olduğuna inanmış olan babam, kendisine okuduğum bölümleri dinlerken ağlardı.”

15-09-1927. Annesi ölüyor. Okuldan kaçıyor. Annesi ölmeden önce babasına, “Oğlum yatılı okulda okuyor ya, onun için gözlerim açık ölmüyorum,” diyor. Aziz Nesin bunu kapı kilidinden odayı gözetlerken duyuyor.

1928. Daruşşafaka’dan atılıyor. Evden kaçıyor. İzmit’e gidiyor. Bir raslantı sonucu Galip Amcasıyla karşılaşıyor. Galip Amca, İzmit’teki Akçakoca İlkokulunda çalışıyordur o sırada. Aziz Nesin’i sınava çekip ilkokul diploması verirler. Pekiyiyle mezun olmuştur. Sultanahmet Sanat Okulu sınavlarına girer ama başaramaz. Cağaloğlu’ndaki Vefa Ortaokulunun 6. sınıfına girer. O sırada Heybeliada’da oturuyorlar ve okul evden çok uzaktır, o yüzden okula sık sık gidemez. Devamsızlık nedeniyle sınavlara sokulmaz.

1929. “Yıl, 1929...Ortaokul öğrencisiyim. O zamanlar, kırtasiyeci ve kitapçılarda, ünlü yazarlarımızın fotografları satılırdı. Yabancı sinema yıldızlarının değil, bu yazarların resimlerini alırdım param oldukça: Süleyman paşazâde Sami Bey, Recaizâde Ekrem, Tevfik Fikret vb... Bunlar arasında Yusuf Ziya’nın da fotoğrafı vardı.”

1929 Güz. Yazın Çapa’ya taşınırlar. Davutpaşa Ortaokulu’nun 6. sınıfındadır. Her Cuma, Şehzadebaşı’ndaki ya Millet Tiyatrosu’na ya Ferah Tiyatrosu’na gider. Naşit’e hayran. Millet Tiyatrosu bir oyun yarışması açıyor. Yarışmaya İbiş’e benzer bir oyunla katılıyor. İlk romanını da yazar, “bir defter dolusu”.

1930 Güz. Çengelköy Askeri Okulu 7. sınıfına giriyor.

28-05-1932. Askeri Ortaokulu (Çengelköy) bitiriyor. Yabancı dili iyi, öbür bütün dersleri pekiyi.

1932 Güz. Kuleli Askeri Lisesi’ne geçiyor.

1935 Mayıs. Kuleli’den ayrılış. Ankara Harp Okulu’na geçiyor.

1937. Harp Okulu’nu ikincilikle bitirip asteğmen oluyor.

1937 Eylül – 1938 Mayıs. Beyoğlu Maçka Askeri Fen Tatbikat Okulu’nda. Bir yandan da İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi (Şimdiki Mimar Sinan) Şark Tezyinatı (Doğu Süsleme) bölümünün sınavını birincilikle kazanıyor ve Akademi’ye giriyor. Akademi’de minyatür, tezhip, hat, çinicilik, ciltçilik dersleri alıyor, canlı model çalışıyor. Çok başarılı. 28 Şubat 1938’de teğmen oluyor. 10 ya da 17 Aralık 1938’de ilk eşi Vedia Hanım’la nişanlanıyor.

Elimdeki belgelerden Fen Tatbikat Okulu’ndaki disiplinsizlikleri:

20-10-1937. Okulu izinsiz olarak terketmekten maaşının 1/8’i kesiliyor.

7-12-1937. Sabah etüdündeki yoklamada yok çıkmış. Belgeye göre uyanamamış... Dört gün göz hapsi cezasına çarptırılıyor.

13-6-1938. O gün üçüncü derste bulunuyor, ama üç arkadaşıyla birlikte dördüncü ders olan Tabiye’ye girmiyor.

5-10-1938. Akşam müzarekesinden (etüdünden) sonra okuldan ayrılıyor. 15 Ekim günü haftasonu cezasına çarptırılıyor. Sanırım sözlüsü Vedia Hanım’ı görmeye gidiyor.

26-1-1939. Gümüşsuyu Hastanesine Asabiye’ye (Nöroloji’ye) gitmek için izin alıyor... Sağlam raporu veriliyor!

28-3-1938. Harp Akademisi mahkemesinden saat 14’te ayrılmasına karşın, saat 17,30’a kadar okula “avdet” etmediginden (yani dönmediğinden) üç gün göz hapsi cezasına çarptırılıyor.

13-3-1939. Elektrik Manipülasyon dersine girmiyor ve dört gün oda hapsine çarptırılıyor.

31-5-1939. Işıldak tatbikatına katılmadıklarından dört arkadaş dört gün göz hapsi cezasına çarptırılıyorlar.

1-6-1939. Akşam yoklamasında bulunmadıklarından 13 arkadaş dört gün oda hapsiyle cezalandırılıyor.

4-6-1939. Akşam yoklamasında bulunmadıklarından dört arkadaş dört gün oda hapsiyle cezalandırılıyor.

Bunlar sadece elimdeki belgelerde bulduklarım. Kaybolan belgeler de olmalı. Yakalanmadığı kaçamakları da... Belli ki askerlikten soğumuş ve güzel sanatlar gibi başka arayışlar içinde.

Haziran 1939. Muratlı’da. 3. Kolordu Istihkam Taburu 2. Bölük’te takım subayı.

10-6-1939. İkramiye için İngilizce sınavına giriyor.

30-6-1939. Nişanlısı Vedia Hanım’a Muratlı’dan bir mektup yazıyor: “Yalnız dışarı çıkma. Eğer bir yere gitmek lazımsa. Gitmeden evvel bana yaz ve cevabımı bekle.” O zamanlar nişanlılar. Yedigün dergisine “Kuyu” ve “Hisler ve Düşünceler” adlı iki şiir daha gönderiyor.

39-8-2. Trakya Manevrasına çıkıyor.

1-25 Kasım 1939. “Fenni hizmetler kursu” veriyor.

31-12-1939. “Muratlı’da evlendik. Nikahı muhtar kıydı. Tabur komutanımla Bölük komutanım şahit oldular.“

24 Şubat – 5 Nisan 1939. İstanbul’da, ekskavatör (kazı makinası) kursunda.

23-05-1940. Taburca Kırklareli Tahkimat Komutanlığının emrine giriyorlar.

20-06-1940. Erzurum’a tayini çıkıyor.

28 Haziran – 23 Eylül 1940. Erzincan’da depremde yıkılmış olan ordu cephaneliğinin boşaltılmasıyla görevlendiriliyor. Bir bomba kazasında yaralanıyor.

28-09-1940. Kars’a tayini çıkıyor. 4 Kasım’da Kars’ta.

16-12-1940. İlk çocuğu Oya doğuyor

1941. Trakya’da çadırlı ordugâhta iki yıl görev yapıyor. Yedigün’e öyküler yazıyor.

30-08-1941. Üsteğmen oluyor.

1941-1942. “Yıl, 1942... Üsteğmenim. Kars Müstahkem Mevkii, Birici Şube Müdür yardımcılarından biriyim. ‘Aziz Nesin’ takmaadıyla dergilere hikâyeler gönderiyorum. Bunlardan biri, Ismayıl Hakkı Baltacıoğlu’nun Yeni ‘Yeni Adam’ı, biri Sedat Simavi’nin ‘Yedi Gün’ü, biri Remzi Oğuz Arık’ın Ankara’da yayımlanan ‘Millet’i... O sıra ne sağcıyım, solcu... Dünyadan haberim yok.” Oğlu Ateş doğuyor.

1942 Yaz – 1943 Bahar. Kars’tan Ankara’ya tank kursları için geliyor. At yarışlarına meraklı. Ne pahasına olursa olsun askerlikten ayrılmaya karar verdiği günler.

20-08-1943. Safranbolu’da, 23. Tümen İstihkâm Bölük Komutanı oluyor.

1942-1943? “Akbaba, çok batıp çıkmıştır; Çok boy, biçim, öz değiştirmiştir. Yine bu değişmelerinden birindeydi. Ortaç, Akbaba’yı bir yarı edebiyat dergisi yapmıştı. “Bir Memurun Masası” adlı hikâyemi[1] Akbaba’ya postaladım. Bikaç sayı sonra, yarışmaya gönderilen hikâyelerin hiçbirinin beğenilmediği, yarışmayla ilişkisiz gönderildiği halde benim hikâyeme birincilik verildiği Akbaba’da ilân edilmişti. Bu kendiliğinden birincilik sonucu, bir yıl boyunca Akbaba bana parasız gönderildi. Şimdi adlarını ansıyamadığım iki hikâye daha göndermiştim, onlar da yayımlanmıştı.” 7 GÜN’de yazar ve yönetici. Şiirleri yayımlanıyor. Şubat 1943’te Millet dergisinde Ömer Bedrettin Uşaklı’nın şiirleri üzerine olumlu bir eleştirisi yayımlanıyor. Bu, yazıları üzerine ilk eleştiridir.

1-1-1944. Millet dergisinin 21. sayısında Aziz Nesin adıyla Arkadaş Hatırı adlı öyküsü yayımlanıyor.

20-1-1944. Haftalık Yeni Adam’da Çay öyküsü yayımlanıyor.

1-3-1944. Millet’in 23. sayısında Aziz Nesin adıyla Kısmet öyküsünü yayımlıyor.

1-4-1944. Millet’in 24. sayısında Aziz Nesin adıyla Çıngır Bey öyküsü yayımlanıyor. O sırada Zonguldak’ta.

11-5-1944. Safranbolu’da “Vüzuh ve İpham” yazısını yazıyor.

23-6-1944. Onbaşı Günenli 322 doğumlu Mustafa Karakaş bu tarihte Aziz Nesin aleyhine ihbarda bulunuyor. Yeni evlendiği eşini ve kızını görmesi için acıyarak izin verdiği bir er (ki daha sonra bunun yalan olduğu ortaya çıkar) bir cinayet işleyerek bölüğüne dönmez. Erin tayınını zimmetine geçirmekten ve bölüğünde beslediği iki keçiden dolayı dava açılır.

3-7-1944. Savcının iddianamesini hazır. Aynı gün tutuklanma yazısı yollanır.

4-7-1944. Tutuklanma tarihi.

18-7-1944. Duruşmalarda kendisini savunmuyor. “Zimmetçilikten ve hırsızlıktan” 4 ay 10 güne mahkûm oluyor ve askerlikten ihraç ediliyor. Askerlikten ayrıldıktan hemen sonra bir fotoğraf çektirir.

24-7-1944. Mahkeme kararını temyiz etmediğinden karar kesinleşiyor. Emekli maaşı bağlanabilirmiş. Bu maaşı aldığını sanmıyorum.

Eylül 1944. Sultanahmet Cezaevinde. Büyük maddi sıkıntı içinde.

17-10-1944. Yedigün’e bir öykü yazıyor.

11-12-1944. Tahliye ediliyor. “Profesyonel  yazarım artık, kalemimle geçiniyorum. Sedat Simavi’nin Yedigün ve Karagöz’ünde çalışıyorum.” İlk telif hakkını (bir öykü karşılığı) Sedat Simavi’den alıyor, 5 lira. Aynı yıl Tan’da çıkan öykülerine Halil Lütfi Dördüncü 1 lira veriyor.


 


[1] Bu öykü Koltuk adlı kitaba girmiştir.

"; //$alici .= "Matematik Dunyasi ";/ //$alici = "md@math.bilgi.edu.tr"; /* From, cc, bcc kIsImlarI... */ $header .= "From: $realname <$email>\n"; $header .= "X-Priority: 1\n"; // Mailin oncelik derecesi $mesajx = $mesaj."\n\nTelefon : $tel"; /* a */ mail($alici, $subject, $mesajx, $header); $a = "tamam"; } if($a == "tamam"){ echo "

Mesajınız ilgilere ulaştırılmıştır. Teşekkürler.

"; } ?>