2002 Eylül

Sevgili Dostlar,

Bir yildir yazamadim. Alti yildir ara verdigim akademik çalismalarima bir yilligina geri döndüm. Yani yurtdisindaydim.

Sizlere hosçakalin diyemedim. Çünkü yurtdisina çikmama bir hafta kala burnum isirildi. Geceyarisi penceremin dibinde bögüren birine, “Beyefendi, çok afedersiniz, çalisamiyorum, acaba rica etsem biraz daha yavas konusabilir misiniz” dedigim için burnum isirilarak koparildi. Ameliyat... Sag kulagimin arkasinda bulunan ve o güne dek gereksiz olan bir parçayla kopan burnum yerine yapistirildi. Aynen eskisi gibi oldu. Ve hiç acimadi.

Belalar bu kadarla kalsa iyi... Bir yillik ayriligim sirasinda adreslerinizi kaybettim... Uzun ugraslar sonucu yeni bir “dost listesi” yaptim. Unuttuklarim ve yanlislikla eklediklerim bagislasinlar. Sizden tersine bir dilek gelmedikçe, ayda bir Nesin Vakfi’ndan mektup alacaksiniz.

Vakif’taki bir yillik gelismeleri ana hatlariyla yazayim:

Irem’i animsar misiniz? Hani en küçügümüzdü. Anaokulundaydi. Müthis sevimli bir kiz, tam bir cimcime, cir cir konusur... Irem’in saltanatina son verildi: Üç küçük çocugumuz daha var artik, Neslisah, Nurgül ve Umut...

Umut Vakf’a geldiginde canavardi, bir elinde tas öbür elinde sopa... Kendini koruyor... Daha sonra çocuk oldu.

Irem’in pabucunu dama atan Neslisah dört yasinda katildi aramiza. Yurtdisindan bir gelisimde söyle bir konusma geçti aramizda. Daha dogrusu o konustu, ben kahkahalara boguldum:

- Ali Abi... Allah her yerde degil mi?

Ne evet ne hayir, hiç cevap vermedim, gülümsemekle yetindim. Metafizik konularda herkesin kendi özgür iradesiyle karar vermesi gerektigini düsünüyorum. Neslisah devam etti:

- Evet evet... Her yerde Allah... Bizi görüyor, ne yaptigimizi biliyor, her yerde... O çok güçlü, ama çok çok güçlü... Öyle degil mi Ali Abi?

Kucagima oturmus, sakalimla oynuyordu. Sustu. Ben zaten hiç konusmamistim. Derin düsüncelere daldi. Neden sonra,

- Ali Abi, sen mi daha güçlüsün Allah mi? diye sordu.

Gülmekten kirildim, gözlerimden yas geliyordu, hiç beklemedigim ve üzerinde düsünmedigim bir soruydu.

- Sen daha güçlüsün degil mi? Evet, evet... Sen daha güçlüsün... Ben biliyorum...

- Tövbe tövbe... Hadi sen git biraz arkadaslarinla oyna bakayim...

Ufacik beyinlerde neler yasaniyor...

Neslisah, Nurgül ve Irem civil civillar, çiglik çigliga ordan oraya kosup duruyorlar. Kosma düsersin, bagirma basim agriyor diyen yok... Umut çok daha agirbasli.

Ama simdi de Neslisah’in saltanatina son verilecek. Bes yeni çocuk daha aliyoruz. En küçügü üç yasinda...

Gençlerimizden Tarkan Ankara Üniversitesi Fizik bölümünü bitirdi. Bu yil ayni üniversitede yüksek lisansa baslayacak.

Geçen yil Türkçe ögretmenligini bitiren Mehmet Ali’nin tayini Çatalca’ya çikti... Mehmet Ali’nin Kars’tan Vakf’a gelisini dün gibi animsiyorum. Bes yasinda sümüklü bir çocuk olarak geldigi Çatalca’da simdi artik ögretmenlik yapiyor... Kendine bir de ev tuttu.

Darisi digerlerinin basina.

Almanya’dan dostumuz Eda Karaatli’nin çaba ve emekleriyle Vakf’a çok güzel bir çocuk bahçesi yapildi. Kendisine tesekkür ederiz.

Aziz Nesin’in Birlikte Yasadiklarim Birlikte Öldüklerim adlı kitabinin son asamasindayiz. Aziz Nesin’in eski harf notlarini yeni harflere aktariyoruz. Kitap Aziz Nesin’in aydinlar hakkinda düsündüklerini içerecek. Her yazdigini yayimlayamayacagiz ne yazik ki.

Aziz Nesin – Ali Nesin Mektuplasmalari koca iki cilt olarak Adam Yayinciliktan çikti. Anababalara ve çocuklara önerilir!

Müjde! Emektar inegimiz Mersedes’in torunu oldu... Mersedes’in kizi Milenya dogurdu... Bu iyi haberdi. Simdi kötü haber: Torunumuz bir boga... Ne yapacagiz bu bogayi?

Mersedes ilerlemis yasina karsin her gün on bes kilo süt veriyor. Süt vermezse basina gelecekleri biliyor gibi geliyor bana. Yogurdumuzu, kaymagimizi, tereyagimizi, peynirimizi biz kendimiz yapiyoruz. Milenya’nin sütü simdilik bogamizin tekelinde. Yakinda Milenya’yi da sömürecegiz hiç kuskusuz.

Hindileri altlarina tavuk yumurtasi koyup kuluçkaya yatirdik. Bir hindinin altina yirmi kadar yumurta sigiyor. Yüzlerce civciv çikti. (Siz siz olun, ördeklerin altina tavuk yumurtasi koyayim demeyin sakin. Ördekler yumurtadan çikan tavuk civcivlerini yüzsün diye suya birakiyorlar...)

Belki Mersedes’i kuluçkaya yatiririz sütten kesildiginde. Nesin Vakfi’nda üretmeden yasamaca yok.

Yakinda yumurtaya da para vermeyecegiz demektir bu. Vakf’a geldigimden beri yumurtaya para vermemek için basvurmadigim çare kalmadi. Kümesleri temizledik, aydinlattik, genislettik, havalandirdik, isittik, yastiklarla dösedik... Her görenin yumurtlayasi geldigi o kümesler de bir ise yaramadi, tavuklar bana misin demediler, birtürlü yumurtlamadilar.

Ördeklerimize güzel bir tas havuz yapiyoruz.

Vakf’a bir de tavuskusu almayi düsünüyorum. Yakisir.

Akan damlari, çatilari aktardik.

Kis yaklasiyor. Kömür almak lazim...

Okullar açiliyor. Önlük, kitap, kalem almak lazim, ayrica okullara harç...

Devletle basimiz dertte. Nerden akillarina esmisse, “Siz bize para verin, Nesin Vakfi’ni biz isletelim” diye tutturdular. Herkes böyle çocuk bakmaya kalkarsa bu ülkenin hali nice olurmus... Ayrica yasa da öyle emrediyormus... Bakalim yasadikça daha neler görecegiz.

Gelecek ay görüsmek üzere tüm dostlara Nesin Vakfi’ndan sevgiler...

Ali Nesin

Nesin Vakfi Yönetmeni